Saturday, December 27, 2025
Günümüzde metalaşan insanı gelecekte nasıl bir gelecek bekliyor?
Friday, December 5, 2025
☕ Köşedeki Koltuğumun Sessizliği
Kapı kilidinin sesi, tuzlu deniz meltemini içeri taşıdığında, biliyorum ki günün en güzel kısmı başladı. Sabahın erken saatlerindeki o sahil yürüyüşü, sadece bedeni değil, ruhu da arındırıyor. Geri döndüğümde ise, evimin sıcaklığı beni bir anne şefkatiyle kucaklıyor. Burası benim kalem, benim sığınağım.
Gözüm hemen mutfağa takılıyor; bugün hangi yeni yemek tarifini denesem? Taze biberiyenin kokusu mu, yoksa Hint baharatlarının egzotik daveti mi? Yemek yapmak, benim için bir meditasyon, bir sanat. Gün içinde bir yerlerde, en sevdiğim müziğin sesi mutfaktan süzülürken, bir yemeği sıfırdan yaratmak... işte o anlar paha biçilmez.
Ama bu evin asıl ritmi, oğullarımdaki o hummalı telaşla atıyor.
Büyük oğlum... Tıp fakültesinin koridorlarında yorgun adımlarla dolaşan, uykusuz gözlerinde insanlığa hizmet etme hayalini taşıyan o genç adam. Kitaplarının sayfalarını çevirirken duyduğum o hışırtı bile bana gurur veriyor.
Küçüğüm ise... Lise son sınıfın keskin virajında, üniversite sınavının ağırlığı altında ezilirken bile geleceğe umutla bakan delikanlı. Odasından gelen ders videolarının sesi, onun sessiz savaşının fon müziği. Onların her birinin kendi dünyasında verdiği mücadeleyi izlemek, benim en büyük lüksüm.
Akşam çöktüğünde ise, evdeki tüm sesler yavaşça dinlenmeye çekilir. Ben de her zaman oturduğum, yılların yorgunluğunu bilen o köşedeki koltuğuma yerleşirim. Yanımda eşim... Huzurlu bir nefes alışverişiyle, çayımı yudumlar, suyumu yanımdan ayırmam. Televizyondan gelen yumuşak müzik sesinin eşliğinde; bazen bir defter açıp içimdekileri dökmek, bazen de eşimle birlikte kendimizi bir filmin hikayesine bırakmak... Bütün günün yorgunluğunu silen, sadece bize ait, küçücük bir zaman dilimi.
Çok kişi için sıradan gibi görünen, sabahın tuzu, öğlenin baharatı ve akşamın sinemasıyla örülü bu rutinler... Benim hayallerim, bu evin taşlarında, bu koltuğun minderinde ve sevdiklerimin her nefes alışında saklı. En huzurlu, en mutlu ve en güvende olduğum yer, her zaman evim oldu.
Wednesday, December 3, 2025
Aşırı Özgüvenin Zehirlediği Gençlik ve Kayıp Empati
Aşırı Özgüvenin Zehirlediği Gençlik ve Kayıp Empati
Son günlerde bir öğretmenin sınıfta öğrencileri tarafından hakarete uğraması ve tartaklanması haberi, eğitim camiasının ötesinde, tüm toplumu derinden sarstı. Bu olay, ne yazık ki münferit bir vaka değil; uzun zamandır göz ardı edilen, aile ve eğitimdeki temel kırılmaların acı bir yansımasıdır. Sorun sadece okulların güvenliği değil, bizzat çocuk yetiştirme felsefemizdeki büyük boşluktur.
1. Aşırı Özgüven ile Şımarıklığı Karıştırmak
Çağımız, çocuklara "kendine güven" aşılamanın kutsandığı bir dönem. Ancak bu iyi niyetli çaba, ne yazık ki çoğu zaman kontrolden çıkıyor. Çocuklarımıza sınır tanımayan, eleştiri kabul etmeyen, her istediğini elde etme hakkına sahip oldukları hissi veriliyor.
"Gerçek özgüven, yeteneklerin ve çabanın sonucudur. Sahte özgüven ise, hiçbir başarı olmadan koşulsuz övgü almanın ve tüm engellerin aile tarafından kaldırılmasının ürünüdür."
Bu yanlış kurgu, öğrencinin öğretmeniyle eşit, hatta üstün görmesine neden oluyor. Otoriteye ve hiyerarşiye saygı duymayan bu birey, en ufak bir uyarıda bile karşısındakini tartışmaya, hakarete ve hatta fiziksel şiddete layık görebiliyor.
2. Kayıp Empati ve Sanal Perde
Sosyal medyanın ve hızlı tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte, genç nesillerin empati yeteneği ciddi yara aldı. Empati, başkasının duygusal acısını veya zorluğunu hissetme, onun yerine kendini koyabilme yeteneğidir.
Sanal Hayat: Sanal dünyada insanlar, ekran arkasındaki "avatar" olarak algılanıyor. Gerçek hayatta bir öğretmene bağırmanın veya onu üzmenin duygusal sonuçları, bir video oyununda ya da anonim bir yorumda kimseyi kırmaktan farksız görülüyor.
Haz Odaklı Yaşam: Anlık tatmin odaklı yaşam, uzun vadeli sonuçları veya başkalarının duygularını düşünmeyi engelliyor. Öğretmenin emeği, mesleğinin kutsallığı gibi değerler, anlık öfkenin yanında önemini yitiriyor.
3. Ailenin Rolü: İlk Eğitim Okulu Çöküyor
Eleştirinin asıl odağı, aile kurumudur. Çocuğun ilk saygı, sınır ve empati dersini aldığı yer evin kendisidir.
Sınır Koymama: "Çocuğum üzülmesin" kaygısıyla disiplin ve sınır koymaktan kaçınmak, çocuğun dünyayı kendi etrafında dönen bir yer olarak algılamasına neden oluyor.
Öğretmene Yönelik Negatif Dil: Aile içinde öğretmenler hakkında kolayca olumsuz konuşmak, çocuğa okuldaki otoriteyi sorgulama ve küçümseme iznini verir. Unutulmamalıdır ki, ailesinden destek görmediğini düşünen öğretmen, sınıfta daha savunmasız kalır.
Sonuç: Toplumsal Bir Acil Durum Çağrısı
Öğretmene uygulanan şiddet, sadece eğitim sistemimizin değil, aynı zamanda aile yapımızın ve değerlerimizin de alarm verdiğini gösteriyor. Aşırı özgüven yerine, öz yeterlilik ve öz saygı; empati yoksunluğu yerine, sorumluluk ve saygı temellerini tekrar atmalıyız.
Bu sorunu çözmek için:
Aileler: Çocuklarına "hayır" demeyi, sınır çizmeyi ve başkalarının (özellikle öğretmenlerin) emeğine saygı duymayı öğretmelidir.
Eğitim Sistemi: Öğretmenleri yasal olarak daha güçlü bir konuma getirmeli ve mesleklerini icra ederken kendilerini güvende hissetmelerini sağlamalıdır.
Öğretmene kalkacak her el, aslında kendi geleceğimize vurduğumuz bir darbedir. Bu düzeni değiştirmek, eğitimin ve aile kurumunun el ele vermesiyle mümkündür.
Günümüzde metalaşan insanı gelecekte nasıl bir gelecek bekliyor?
Günümüzde metalaşan insanı gelecekte nasıl bir dünya bekliyor? Sorusuna yapay zekanın cevabı biraz ürkütücü oldu. "Meta birey" kav...
-
Eğitim, bir ülkenin geleceğini inşa eden en temel kamusal hizmettir. Ancak günümüzde, tüm dünyada yükselen kapitalist dinamikler , bu kutsa...
-
Zeytin Kokusu ve Kar Beyazı: Hakkari 1997 Ayvalık’ta büyümüştüm .Benim dünyam; Cunda’nın serin rüzgarı, zeytin ağaçlarının gümüşi yaprakla...
-
Aşırı Özgüvenin Zehirlediği Gençlik ve Kayıp Empati Son günlerde bir öğretmenin sınıfta öğrencileri tarafından hakarete uğraması ve tartakl...
